Monday, March 30, 2015

Mesih İsa Allah'ın Oğlu Olabilir mi?

 

İsa Allah’ın Oğlu Olabilir mi?

Yunus Amittayoğlu

 

Hıristiyanlık ve İslam arasındaki en büyük farklardan birisi Mesih İsa’nın kimliğidir.  Aynı zamanda Müslüman arkadaşlarımız genelde bu inancımızı yanlış anlıyorlar.  Biz de soralım ve cevap verelim o zaman. İsa Allah’ın oğlu olabilir mi?

Önce Kuran’ın bu konudaki sözlerine bakalım. Kuranın bu konudaki ayetlerini üç ayrı kategoriye ayırabiliriz.

1. Birçok ayetinde KuranAllah’ın eşi olmadığı için çocuğu da olamayacağını yazıyor. 

En’am süresi, ayet 101:  Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. 

2. Birkaç ayetinde de Kuran,  Allah’ın bir çocukedinmediğini söylüyor.

Cin süresi, ayet 3: “Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.” 

Yunus süresi, ayet 68: “Dediler ki: "Allah, kendine çocuk edindi". O, böyle şeylerden münezzehtir. O, müstağnidir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta elinizde hiç bir delil yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi neden söylüyorsunuz?”

3. Başka ayetlerinde (ve birçok buna benzer ayetlerde) Kuran uyarıyor ki Allah’ın yanında İsa’yı ve Meryem’i Tanrı olarak edinmemeliyiz.

Maide süresi, ayet 116: Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!" 

İşte Kuran’ın öğretişine göre Allah’ın eşi olamaz, kendine çocukedinmedi, ve Allah’ın yanında İsa’yı ve Meryem’i Tanrı olarak almamalıyız.  Ne mutlu ki Hıristiyanlar hiç bir zaman bunlara karşı çıkmadı.  Yani, Hıristiyanlar hiç bir zaman Allah’ın eşi olduğunainanmadılar. Hiç bir zaman Allah’ın çocuk edindiğine inanmadılar.  Ve hiç bir zaman ne üç tanrıya inandılar ne de Meryem’i tanrı olarak kabul ettiler.

Maalesef Hıristiyanların İsa’yla ilgili gerçek inançları Kuran’da hiç bir yerde bulunmuyor.  Nasıl olmuşta Kuran’ın yazarı Hıristiyanlığı yanlış bir şekilde tanıtmış?  Bilerek olabilir mi?  Yoksa Hıristiyanlığı çok iyi bilmediği için olabilir mi? Hıristiyanların inancını anlayabilmek için Kuran’ı okumak yeterli olamaz.

Peki İsa hakkında neye inanıyoruz, Hıristiyanlar olarak?

Önce Kutsal Kitaptan birkaç ayete bakalım:

Matta 3:17’de Allah İsa hakkında şöyle diyor: “Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum.”

Yuhanna 5:18’de İsa’nın düşmanları onu bu şekilde suçluyorlar:Yahudi yetkililer Onu öldürmek için daha çok gayret ettiler. Çünkü yalnız Şabat Günü düzenini bozmakla kalmamış, Tanrının kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrıya eşit kılmıştı.

İsa da bu iddiaları reddetmiyor, onaylıyor:

Yuhanna 5:22-23’te İsa kendi hakkında bu sözleri kullanıyor:  “Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğula vermiştir.  Öyle ki, herkes Babayı onurlandırdığı gibi Oğulu onurlandırsın. Oğulu onurlandırmayan, Onu gönderen Babayı da onurlandırmaz.”  

 

Ve belki en meşhur olarak Yuhanna 3:16 ayetinde şöyle diyor: “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”

 

Kutsal Kitap’a göre İsa Allah’ın oğlu mu?  Kesinlikle.  İsa Mesih Allah’ın ebedi oğludur.  Fakat Kuran’ın iddiaları yine de yanlış.

 

1. Allah’ın eşi olmadı ve İsa Mesih bir cinsel ilişkinin sonucu değil.  Böyle bir yaklaşımı şiddetle kınıyoruz.  İsa’nın oğulluğu fiziksel değil, ruhsaldır.  Oğul kavramı sadece fiziksel veya cinsel bir kavram değildir.  Mesela, Kuran’da ibn al-sabili, yani “yolun oğlu” deyimi geçer.  Türkçe mealleri genelde “yolda kalmış” olarak çevrilir.  Tabi ki hiç kimse bir cinsel ilişki düşünmez burada.  İsa’nın oğulluğunda da cinsellik yoktur.  İsa Allah’ın Oğlu, ama bu Allah’ın fiziksel ilişkisi olduğu anlamına gelmiyor.  İsa’nın bedeni direk Allah tarafından Meryem’in rahmine kondu.
2. Allah bir oğul edinmedi.  İsa Mesih Allah’ın ebedi oğluolarak, her zaman vardı, edinmeye gerek yoktu.  Allah büyümez ve çoğaltmaz ve Kutsal Kitap’a göre İsa “başlangıçta vardı” (Yuhanna 1:1).  
3. Kuran’daki iddia edilen Hıristiyanların “üç tanrı” inancı tamamen yanlıştır.  Hıristiyanlar hiç bir zaman üç tanrıyainanmadı.  Kutsal Kitap’ta Meryem sadece bir kadın.  Meryem, İsa’nın dünyasal annesi olduğu için O’na saygı duyuyoruz, başka bir şey değil.  Ayrıca, İsa Mesih’i tanrı olarak edinmiyoruz.  İsa her zaman Allahdı, yaklaşık 30 sene boyunca insan olup aramızda yaşadı. İncil’in esas mesajı budur ama Kuran’da bir defa bile geçmiyor.

 

Peki ilk sorduğumuz soruya dönersek: İsa Allah’ın oğlu olabilir mi?  Ve ona bağlı olarak, Allah nasıl insan olabilirHıristiyanlıkta her şeyiyapabilen bir Allah’a inanıyoruz.  Allah’ın fiziksel sınırları yok.  Allah evreni dolduruyor.  Her zaman her yerdedir. O zaman Allah, her yerde olurken, aynı zamanda insan şeklini alıp İsa Mesih olarak, kendini tanıtan ‘Allah’ın oğlu’ olarak, dünyaya gelemez mi? Zümer sûresi, dördüncü ayetinde, Kuran’da bile Allah’ın oğlu olmasının mümkün olduğunu anlatıyor: “Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah'tır.”  Kim ‘Allah onu yapamaz’ diyebilir?  

 

O zaman Allah için her şey mümkünse, Allah nasıl insan olabilir?cahilce bir sorudur.  ‘Allah nasıl yapabilir’ diye sorulmaz, ama ‘Allah niye insan olur?’ diye sormalıyız.  Kutsal Kitap baştan sona kadar bu sorulara cevap veriyor.  Biz Allah ile kişisel bir ilişkinin içinde yaşamak için yaratıldık.  Ama hepimiz günah işledik ve Allah’ın düşmanları olduk.  Biz günahkârız ve Allah tamamen kutsaldır.  Kutsal Kitap’a göre günahın ücreti ölümdür, hepimiz ölmeyi, cehenneme gitmeyi hak ettik.   Allah Kutsal, adil bir Yargıç olduğu için, günahın ücreti ödenmesi gerekiyordu.  İşte Allah’ın ebedi oğlu insan olup aramızda yaşadı ve bizim yerimizde çarmıha gerildi.  Tek kusursuz insan olduğu için ölümü hak etmedi. Allah’ın ebedi oğlu olduğu için hem ölümden kalkabildi hem de ölerek bizim cezamızı çekebildi, mükemmel bir kurban olarak.  

 

İşte, Allah’a göre, İsa’nın kendi sözlerine göre ve Kutsal Kitap’a göre, İsa Mesih Allah’ın oğludur.  “Biz gördük ve tanıklık ediyoruz ki Baba, Oğlunu dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderdi.  Eğer bir kimse İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu açıkça kabul ederse, Tanrı onda yaşar, o da Tanrı’da yaşar.” –1 Yuhanna 4:14-15

Saturday, October 3, 2009

İsa'nın Mucizeleri


Hiç mucize istedin mi? Mesela, yakınlarınız hasta olduğu zaman Tanrı’dan bir mucize istemiş olabilirsiniz. Belki çok zor bir sinava girdiğiniz zaman, hiç paranız kalmadığında, veya başka sıkıntılar çektiğinizde Tanrı’dan acil bir yardım istemiş olabilirsiniz. Belki hiç istemeden de bir mucizeye tanık olmuşsunuzdur. Örneğin bir trafik kazasında yakınınız ölümden kurtulmuş olabilir veya çok anlamlı bir rüya görmüş olabilirsiniz.


Bugün, Kutsal Kitap’tan İsa’nın yaptığı mucizelere bakacağız. İsa’nın mucizeleri nelerdir? Neden mucize yapmış? Hala yapıyor mu? Bunlar bizim için çok önemli sorular.

İsa Mesih bu dünyada yaşarken birçok mucize yaptı. Hatta İncil’in, Yuhanna kitapçığında 21.bölüm 25. ayette şöyle diyor: “İsa’nın yaptığı başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.”

Mucizelerin İsa Mesih’in hayatında çok önemli bir yeri vardır. Birkaç örneğe bakarak İsa Mesih hakkında, Tanrı hakkında, ve kendi hayatlarımız hakkında birçok şey öğrenebiliriz.
Örneğin, Matta 8:14’ü açalım. Bu ayetler şöyle anlatıyor: “İsa Petrus’un evine geldiğinde onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye başladı. Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi.”


Bu ayetlerde anlatıldığı gibi, İsa sürekli mucize yapardı. Halk arasında çok mucizeleriyle tanınan bir adam olmuştu. İsa ünlü bir adamdı.

Bir gün, bir adam İsa’ya yaklaşarak şöyle dedi; “Öğretmenim... Yalvarırım, oğlumu bir gör, o tek çocuğumdir. Bir ruh onu yakalıyor, o da birdenbire çığlık atıyor. Ruh onu, ağızından köpükler gelene dek şiddetle sarsıyor. Bedenini yara bere içinde bırakarak güçbela ayrılıyor....”
Bir baba olarak kendimi onun yerine koyabilirim. Oğlum öyle bir durumda olsaydı çok korkardım. Oğluma zarar veren bir ruha karşı ne yapılabilir? İsa o kente gelince kalabalıklar onun peşine düştüler, hepsi mucize bekliyorlardı. Bahsettiğimiz baba da oradaydı, kalabalığın arasından seslendi ve İsa onu duyabildi. Çocuğun yanına gitti. İsa da cinleri kovdu ve “herkes Tanrı’nın büyük gücüne şaşıp kaldı.”


İsa’nın yetkisi o kadar büyük ki sadece “Ey kötü ruh, adamın içinden çık!” diyerek kovuyordu cinleri. Cinler de İsa’yı itaat etmek zorundalar.

Başka bir gün İsa evde dinleniyordu ama halk orada olduğunu öğrenmiş, bulunduğu eve doluşmaya başlamıştı. Ev o kadar doluydu ki kapılara kadar hiç duracak yer kalmamıştı. Ama İsa’yı görmek isteyen felçli bir adam vardı ve o adamın dört yakın arkadaşı vardı. Bu adamlar felçli arkadaşı kaldırıp yatağıyla beraber İsa’ya götürmek için yola çıktılar. Yaklaştıklarında evin tamamen dolu olduğunu gördüler ve içeriye giremediler.

Evin arkasına gidip, merdivenden çıkıp, çatıya çıktılar. İsa’nın durduğu yerin üstünü kazmaya başladılar. Kocaman bir delik açtıktan sonra bu dört arkadaş felçli adamı İsa’nın önüne indirdiler. İncil diyor ki İsa bu dört kişinin yaptıklarını ve imanlarını görünce felçli adama şöyle dedi: “Oğlum, günahların bağışlandı.”

Felçli adam şukretmiştir ama aynı zamanda şaşıp kalmıştır. Şifa için gelmişti. Acaba neden İsa şifa vermedi de “oğlum günahların bağışlandı” dedi? İsa kalabalıklara önemli bir ders vermek istedi. Fiziksel ihtiyaçlardan çok daha acil olarak, daha derinde, felçli adamın bağışa ihtiyacı vardı.

Hepimiz aynı durumdayız tabii. Bizim fiziksel, dünyasal ihtiyaçlarımız, isteklerimiz vardır. Ama hepimizin günahları da var, bağışa ihtiyacımız var. İsa bu ihtiyacı karşılamak istiyor ilk olarak. Tabii, ondan sonra İsa felçli adama şifa verdi ve o adam kendi yatağını kaldırıp evine döndü!
Tabii İsa bunun gibi birçok mucize yaptı, ama şifa vermekten, cinleri kovmaktan, kalabalıkları doyurmaktan daha mucizevi şeyler de yaptı. Gördüğümüz gibi İsa günahları bağışladı. İnsanları içten, yürekten, değiştiriyordu.


İncil’den Luka 7:36-50 ayetleri okuyalım:
"Ferisiler’den biri İsa’yı yemeğe çağırdı. O da Ferisi’nin evine gidip sofraya oturdu. O sırada, kentte günahkar olarak tanınan bir kadın, İsa’nın, Ferisi’nin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ geterdi. İsa’nın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla O’nun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü.


İsa’yı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkar bir olduğunu anlardı” dedi. Bunun üzerine İsa Ferisi’ye “Simun” dedi, “Sana bir söyleyeceğim var.” O da, “Buyur, öğretmenim” dedi. “Tefeciye borçlu iki kişi vardı. Biri beş yüz, öbürü de elli dinar borçluydu (elli dinar çok büyük bir paraydı). Borçlarını ödeyecek güçte olmadıklarından, tefeci her ikisinin de borcunu bağışladı. Buna göre, hangisi onu çok sever?” Simun, “Sanırım kendisine daha çok bağışlanan” diye yanıtladı. İsa ona, “Doğru söyledin” dedi.

Sonra kadına bakarak Simun’a şunları söyledi: “Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. Seni beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. Sen başıma zeytinyağ sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan az sever.” Sonra kadına, “Günahların bağışlandı” dedi. İsa’yla birlikte sofrada oturanlar kendi aralarında, “Kim bu adam? Günahları bile bağışlıyor!” şeklinde konuşmaya başladılar. İsa ise kadına, “İmanın seni kurtardı, esenlikle git” dedi. "

Evet, şifa vermek üstün bir büyüklüktür. Cinleri kovmak, yemeği çoğaltmak gibi şeyler de çok anlamlı ve mucizevidir. Ama günahları bağışlamak, insanları içten değiştirmek bambaşka bir mucizedir. İsa’nın yetkisi dışsal mucizelerle bitmiyor. İsa Mesih bu kadının yüreğini tanıyordu. O’nun imanını, pişmanlığını, tövbe etmek istediğini görebiliyor.

Mesih İsa hiç bir peygamberin yapamadığı bir mucizeyi yaptı. Kadının günahlarını bağışladı.
İçsel değişimler, görünmez olmasına rağmen, dışsal değişimlerden daha anlamlı, daha kalıcıdırlar.


Tanrı güçlüdür, ama gücünü boşuna harcamaz, sırf güçlü olduğunu kanıtlamak için gücünü kullanmaz. Tanrı bizim iyiliğimiz için mucize yapar. Tabii ki yaptığı mucizeler O’nu yüceliğini yansıtır.

Hiç mucize istediniz mi? Şimdi istiyor musunuz?

Başta dediğimiz gibi İsa Mesih o kadar çok mucize yaptı ki hepsini anlatamayız.
Daha da önemlisi Tanrı halen mucize yapıyor. İsa Mesih’in yetkisi duruyor. Onun adıyla dua etmeye devam ediyoruz. Örneğin kilisede, hastalar için sürekli dua ediyoruz. Mucizeler de görüyoruz. Tanrı şifa verir, cinleri kovar, mucizevi bir şekilde bütün ihtiyaçlarımızı karşılayabilir.
Hepsinden de önemlisi İsa’nin içsel mucizelere devam ediyor. İsa’nın yetkisi geçici değildir. Yani, İsa Mesih aracılığıyla Tanrı yüreklerimizi bugün de değiştirebilir. Günahlarımızı bağışlayabilir. Biz kendi yüreklerimize bakmamız lazım. Tanrı’ya güvenmemiz lazım. O’nun yüreklerimizi değiştirmesini istememiz lazım. Bazen içsel mucizeler, değişimler, bize de zor gelir. Biz değişmek istemiyoruz çünkü! Değişmeyi istemek zor işte... bazen ancak değişmeyi istemeyi istiyorum!
Ama herhangi bir mucize için, bahsettiğimiz felçli adam gibi, okuduğumuz günahkar kadın gibi, iman etmek yeterli.


Acaba paylaşmak istediğiniz bir mucize hikayeniz var mı? Bir mucizeye tanık oldunuz mu? Şifa aldınız mı? Bir rüya gördünüz mü? Tanrı beklemediğiniz bir şekilde ihtiyaçlarınızı karşıladı mı? Öyle bir hikayeniz varsa duymak istiyoruz!

Wednesday, July 16, 2008

Mesih İsa Çarmıh'ta Ne Yapıyordu?


Fedakarlık ne kadar önemli bir şey değil mi? Annem bu konuda bana örnek oldu. Biz çarşıdayken annem dilencilere para verirdi, hala verir. Evine sürekli yardıma ihtiyaç olanlara davet eder. Çocukken bazen sokak çocukları bizde kalırdı, annem onlara kalacak yer verirdi. Ailesi tarafından kovulmuş gençleri, uyuşturcuya bağımlı olanları, hiç kimsenin ilgilenmek istemediği insanları kabul eder, yardım ederdi. Annem bir çok insanın hayatını değiştirmişti.


Üniversiteye gidebilmem için annem para biriktirdi. Sırf benim okuyabilmem için yeni bir iş buldu. Annem hep kendi hayatından veren bir insandır.
Mesih İsa da öyle. Mesih İsa aslında Tanrı’nın fedakarlığını gösteriyor. Tanrı’nın izniyle Mesih İsa kendi hayatından veren bir insandı. Hastalara şifa verdi, öğretirdi, ilgi gösterdi. Tabii bu fedakarlığı en çok İsa’nın carmıhında görüyoruz. Sonuçta kendi hayatını bile verdi bizim uğrumuza. Mesih İsa çarmıha gerildi ve Tanrı onu ölümden diriltti.

Bugün carmıh hakkında konuşmak istiyorum. Mesih İsa çarmıhta ne yapıyordu? Gerçekten çarmıha gerildi mi? Tanrı buna neden izin verdi? Mesih İsa’nın ölümünün anlamı nedir? Bu sorulara cevap verelim.

Kutsal Kitap İsa’nın çarmıhta öldüğünü açıkca öğretiyor. İsa Mesih zaten çarmıha gerilmeden önce öleceğini bir çok kez bildirmişti.

Matta 20:17-19 şölye diyor.
“Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz. İnsanoğlu, başkahinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da O’nu ölüm cezasını çarpıtıracaklar. O’nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O’nu öteki uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.”

Bu ayetlerde İsa konuşuyor. Kendine “İnsanoğlu” olarak hitap ederdi. İşte “ben teslim edileceğim” diyor. “Ölüm cezasını carpıtacağım, çarmıha gerileceğim”. Burada bahsettiği “öteki uluslar” Romalılar demek. “Ama üçüncü gün dirileceğim” diyor!

Tabii ki aynen İsa’nın önceden bildirdiği gibi oldu. Bunun gibi birçok ayet var aslında. İsa öleceğini biliyordu ve bundan kaçmadı.

Sonra İsa çarmıha gerildi. Bazı öğrencileri yanında duruyordu. Annesi de oradaydı. İsa çarmıhtaki son sözü, Tamamlandı” idi.

Çarmıha gerilmek İsa için bir zaferdi. Çarmiha gerilerek amacını gerçekleştirdi. Hatta Mesih İsa’nın öleceğini O doğmadan 700 yıl önce Yeşaya peygamberin yazdıklarından okuyoruz.

Yeşaya 53 şöyle diyor: “...bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de Rab hepimizin cezasını ona yükledi. O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, Kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını. Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü. Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden yaşayanlar diyarından atıldı... Canını feda ettiği için gördükleriyle hoşnut olacak. Rab’bin doğru kulu kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak...”

Bu ayetler Mesih’le ilgilidir. Mesih’in nasıl ve neden öleceğini anlatıyor. 700 sene önce! Tanrı’nın planı baştan beri böyleydi. Çarmıha gerilmek, İsa için bir başarısızlık değildi. Eğer Mesih İsa ölmeseydi, Tanrı’nın amacını tamamlayamazdı. İsa ölmek için geldi.

Bazılar düşünüyor ki başarılı olmak acı çekmemek demek. Öldürülmek değil, öldürmek demek. Ama gerçek güç, gerçek cesaret kendini teslim etmekten çekinmez. İsa’nın anlattığı gibi: “Hiç kimsede, insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.”

Ama neden? Tanrı neden buna izin verirdi?

Markos 10:45’i açalım.
“Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”
Mesih İsa bir kurban olarak, bir fidye olarak geldi. Tanrı’nın fedakarlığını gösteriyor.

İbrahım’ı düşünün.
İbrahim kendi oğlunu kurban olarak feda edecekti ama Tanrı onu durdurdu. İbrahim’in oğlunun hayatını kurtarmak için Tanrı bir keçi sağladı. O keçi, bir fidye olarak, bir kurban olarak İbrahim’in oğlunun yerine öldü. Tanrı bir fidye, bir kurban aracılığıyla İbrahim’in oğlunun hayatını kurtardı.

Bu olay Türkiye’de her sene anılıyor. Kurban Bayramında birçok insan İbrahim’in imanını hatırlayıp bir kurban kesiyor. İbrahim kendi oğlunu feda edecekti ama Tanrı bir kurban sağlayarak o çocuğun hayatını kurtardı.

Aynı şekilde Tanrı bizim hayatlarımızı kurtarıyor. Mesih İsa bir fidye olarak, bir kurban olarak bizim yerimize öldü.

Biz, kendi günahlarımızdan dolayı, ölecektik. Cehenneme gitmemiz gerekiyordu. Ama Tanrı bizi kurtardı, bir kurban sağladı. Mesih İsa’nın kendisi.

Bazılar diyor ki Mesih İsa ölmedi. Tanrı bir peygamberin ölmesine izin vermezdi diyorlar. İsa’nın yerine başka birisi ölmüş diyorlar.

Ama öyleyse diğer peygamberler yanlış söylemiş olur o zaman. Gördüğümüz gibi Yeşaya peygamber mesela, Mesih İsa’dan 700 önce Mesih’in öleceğini anlatıyor. Ve İsa’nın öğrencileri, ailesi, arkadaşları, annesi bile öldüğünü biliyorlardı. İsa gerçekten ölmediyse Tanrı bütün bunları kandırmış oluyor, ve kendi amacını tamamlamış olur. Tabii böyle diyenler Mesih İsa’ya saygı göstermek amacıyla konuşuyorlar ama gerçekten Mesih İsa’ya saygı göstermek kendi sözlerine güvenmek demek.

İsa kendini kurtarabilirdi tabii. O kadar mucize yaptı. O kadar güç vardı. İncil diyor ki melekler bile kurtarırdı İsa çağırsaydı. İsa çivilendi ama Isa’yı o haçta tutan şey çiviler değildi. İsa’nın bize ve Tanrı’ya karşı kendi sevgisi O’nu haça tuttu.

İsa’nın çarmıh gerildiği için biz yaşayabiliriz. Tanrı’nın planı budur.

İsa bizim için bir kurban, fidye olarak kabul edersek onun ödediği ücreti kabul etmiş oluyoruz. Biz Mesih İsa’nın fedakarlığından faydalanıyoruz.

İsa bizim yerimize ölüyordu işte.

Aynı zamanda Mesih İsa’nın ölümü bizim için bir örnektir. Tanrı’nın yüce gücü çatışmalarda değil, dünyasal zaferde değil, çarmıhta gösteriliyor. Tanrı İsa’nın alçak gönüllülüğü ve O’nun acılarını kullanarak hepimiz için büyük bir zafer kazandı. Tanrı’nın sevgisi, İsa’nın sevgisi o kadar büyük ki kendi canını feda etti. Biz de İsa gibi alçak gönüllü olmak istiyoruz. Acı çekerken de Tanrı’yı güvenmek istiyoruz. İsa gibi sevmek konusunda her şeyimizi vermeye hazır olmamız lazım.

Mesih İsa Çarmıhta ne yapıyordu? Bir kurban, bir fidye olarak bizim hayatlarımızı kurtarıyordu. Tanrı’nın sevgisini gösteriyordu bize ve bizim için mükemmel bir örnek sunuyordu.

Duayla biritelim:


Mesih İsa, ateşli ve tatlı sevginin gücü ruhumu dünyadaki bütün şeylerden öyle ayırsın ki, bana karşı duyduğun aşk nedeniyle öldüğün gibi, ben de sana karşı duyduğum aşk nedeniyle öleyim.
(Aziz Fransua’nın Mesih İsa’ya duası)

Günah Nedir?


Bir kreşte bir gün öğretmen çocukların oturmasını istemiş. Çocuklar yavaş yavaş oturmaya başlamış, fakat Mehmet oturmak istememiş. Ayakta kalmış. Öğretmen nazik bir şekilde “Mehmetcim otururu musun lütfen?” diye rica etmiş. Mehmet de “Hayır! Oturmak istemiyorum” demiş. Öğretmen ısrar etmis, ısrar etmiş ama Mehmet nedense oturmuyormuş. Sonuçta dersin devam edebilmesi için, öğretmen gidip Mehmet’i zorla oturttu. Tam ders başlayacakken Mehmet, “bedenim oturuyor ama içim hala ayakta!”

Hepimiz Mehmet’e benziyoruz aslında. Bazen istediğimizi yapmak istiyoruz ve büyüklerimizin, patronlarımızın, öğretmenlerimizin dediğini yapmak istemiyoruz. Bazen de Mehmet gibi biz de isyan ediyoruz.

Tanrı’ya karşı da aynı şekilde davranırız. Tanrı’nın istediğini yapmak istemiyoruz bazen. Kendi istediğimizi yapmak isteriz ve ona göre Tanrı’ya karşı isyan ederiz.

Bugün bu isyankarlıktan bahsetmek istiyorum. Yani günah hakkında konuşmak istiyorum. Tabii Tanrı’ya karşı isyan etmek günah işlemek demektir. Günah her yerdedir. Her yerde günahın etkilerini görüyoruz. Kendi hayatlarımızda da görüyoruz. Tanrı’ya göre tam olarak günah nedir? Günahın etkileri nelerdir? Günahın çözümü nedir? Bugün Tanrı’nın yardımıyla bu soruları cevaplamayı başlayacağız.

Şimdilik o kreşe dönelim. Öğretmen Mehmett’ten kötü veya yanlış bir şey istemedi. Mehmet’e hizmet etmeye, yardım etmeye ve ders vermeye çalışıyor. Ama Mehmet yine de kabul etmek istemiyor. Çoğu zaman büyüklerimiz, patronlarımız, öğretmenlerimiz bizim iyiliğimizi isterler ama yine isyan ederiz bazen. Neden? Belki her konuda aynı fikirde olmadığımız içindir. Belki onların görebildiklerini göremediğimiz için. Belki de onların bizden istedikleri zor olduğu için.

Ama başka bir neden daha var. Biz insanlar olarak başkaları tarafından yöneltmeyi sevmiyoruz ve sırf direnmek için direndiğimiz oluyor.

Tanrı’yı düşünelim şimdi. Bazen Tanrı’nın istediğini yapmiyoruz. Mesela Tanrı diyor ki “komşunu kendin gibi seveceksin.” Ama bazen diğer insanları sevmiyoruz. Tanrı “nefret etmeyin” diyor ama biz nefret ediyoruz. Başka bir yerde Tanrı, “yalan söylemeyeceksin” diyor ama biz yalan söylüyoruz. Tanrı “başkasının malına göz dikmeyeceksin” diyor ama göz diktiğimiz, göz dikenlere rastladığımız olmuyor mu?

Dürüst olursak itiraf etmemiz lazım. Hepimiz günah işliyoruz! Kutsal Kitap da açıkça söylüyor zaten. 1 Yuhanna 1:8 şöyle diyor:
“Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz.”

Tanrı’nın istediğini her yapmadığımız zaman, veya Tanrı’nın istemediğini yaptığımız zaman, günah işlemiş oluyoruz. Yani Tanrı’ya karşı isyan etmiş oluyoruz. Bu dünya’nın adil yargıcının önünde suç işlemiş oluyoruz.

İşte bizim günahlarımız ruhlarımızı kirletiyor. Her işlediğimiz günah Tanrı’ya karşı bir suçtur.

Yeşaya 59:2 şöyle diyor: "
Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, Sesinizi işittiremez oldunuz."

Günah ciddi bir şeydir! Tanrı günahtan nefret ediyor. Günahın etkileri de bunlar. Hayatlarımızda günah varken biz Tanrı’dan uzaklaşıyoruz. Günah varken hayatımıza nasıl Tanrı’dan bereket isteyebiliriz? Günah varken nasıl Cennette gidebiliriz?

O zaman neden günah işliyoruz? Tanrı’yla aynı fikirde olmadığımız için mi? Tanrı’nın istediği şeyler çok zor olduğu için mi? Olabilir ama daha derin, daha temel bir neden var. Hepimiz günah işliyoruz. Günahlarımız bizi Tanrıdan daha çok uzaklaştırıyor. Yine de günah işlemeye devam ediyoruz. Hepimiz! Daha da beter olarak günah çekici geliyor bize! Yani günah işlemek istiyoruz! Yoksa işlemezdik zaten.

Mesih İsa hariç hiç kimse “artık günah işlemeyeceğim” diye karar verip kusursuz bir hayat sürdüremedi bu dünyada. Neden?

Çünkü bizim günahlı benliğimiz var. Yani günah sadece geçici bir zayıflık veya bir unutkanlık değildir. Günah dünyaya girince insanın temel yapısını bozdu, hepimiz bu bozukluğun devam etmesine izin verdik. Yanlış olmasına karşın biz isyan etmeye devam ediyoruz ve günah bize çekici geliyor.

Evet biz günah işliyoruz. Günahın etkilerini hayatımızda görüyoruz ve Tanrı’ya karşı ciddi bir suç işlemiş oluyoruz. Günahlı benliğimiz de var ve bu günahlı benlikten dolayı günah işlemeye devam ediyoruz ve günah bize cazip geliyor.

Ama günah sadece kişisel bir şey değil. Yani günahın daha geniş bir boyutu da var. Evet kişiler olarak günah işliyoruz ve kişisel olarak günahın etkilerini görebiliriz ama günahlı bir dünyada yaşıyoruz ve günah bütün bu dünyanın sistemlerini bozuyor. Örneğin, ölüm, hastalık ve bütün adaletsizlik genel olarak günahın eseridir. Dünyamıza günah girmeseydi hastalık ve adaletsizlik da olmazdı.

Bu demek ki günah hem Tanrı’ya karşı kişisel bir suç hem de her insanın sahip olduğu bir benlik hem de dünyaya getirilen bir bozukluktur.

Peki... bir çözüm var mı? Evet! Ama çözüm kendimizden kaynaklanmıyor. Yani benliğimiz zaten bozuk. Suçluyuz ve kendi çabalarımızla suçlarımızı silemiyoruz.

Bazılar diyor ki, “iyi işler yaparsam günahlarım silinir.” Ama ne kadar saçma bir şey! İyi işlerimiz suçlarımızı kaldıramaz... “Evet Sayın Yargıç, adamı öldürdüm, ama bütün öldürmediğim insanları düşünün! Bir de hep iyi şeyler de yapmayı çalışıyorum. O kadar çok iyilik yaptım ki..” böyle bir şey olur mu hiç?

Kendi çabalarımızla kesinlikle kurtulamayız, bağışlanamayız. Umudumuz varsa bu Tanrı’nın lüfundan kaynaklanıyor. Onun için Tanrı Mesih İsa’yı gönderdi bu dünyaya. Mesih İsa’ya iman edip, ona güvenip kurtulabiliriz!

1 Yuhanna’ya dönelim. 1 Yuhanna 1:9-10 şöyle diyor:
“Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.”

2:2 de şöyle devam ediyor:
“İsa Mesih günahlarımız, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.”

Başka bir programda Mesih İsa’nın ölümüne daha ayrıntılı bir şekilde bakacağız. Ama günahlarımızın çözümü burada bulunuyor. Mesih İsa’ya iman edenler tövbe edip bağışlanabilirler. Günahlarımız Tanrı tarafından, Mesih İsa’nın ödediği ücret sayesinde, tamamen siliniyor, kaldırılıyor.

Tanrı da bizi yalnız birakmıyor. Mesih İsa’ya iman ettikten sonra içimizde yeni istekler de doğuyor. Hiç birimiz bu dünyada kusursuz olamayacağız. Ama Tanrı yüreğimizi değiştirmek istiyor, benliğimize şifa vermek istiyor eğer izin verirsek. Aynı zamanda Tanrı tarafından, Kutsal Ruh aracılığıyla günaha düşmemek için güç isteyebiliriz.

Tanrı bizim kurtarıcımızdır. Bizim umudumuzdur. Bize şifa veren, yüreğimizi değiştirendir. Bizim görevimiz de aldığımız lütfu diğer insanlara yansıtmaktır. Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla sağladığı kurtuluş yolunu duyurmaktır.

Evet günah işliyoruz. Günahlı benliğimiz var. Günahlı bir dünyada yaşıyoruz. Ama umudumuz da var. Mesih İsa’da bağış ve şifa bulabiliriz. Tanrı bu dünyayı bir gün tamamen değiştirecek. O zamana kadar İsa’ya iman edelim. Ona güvenelim. Ona sadık kalalım.

Bugün programımızı çok eski bir duayla bitirmek istiyorum:

Tanrım,
Her yerde barış ve huzuru sağlamak için,
Bana yardım et ki;
Kinin bulunduğu yere, sevgi.
Hakaretin bulunduğu yere, af;
Anlaşmazlığın bulunduğu yere, birlik;
Yanlışlığın bulunduğu yere, hakıkat;
İmansızlığın olduğu yere iman;
Ümitsizliğin olduğu yere, ümit;
Karanlığın olduğu yere, aydınlık;
Kederin olduğu yere, neşe getireyim.
Rab’bim lütfet!
Avutulmaktan çok avutmayı;
Anlaşılmaktan çok anlamayı;
Sevilmekten çok, sevmeyi dileyeyim.
Çünkü insan verince, alır;
Benliğin unutunca, benliği bulur;
Affedince, affedilir; ölünce, sonsuz hayata erişir.
Amin!

İsa Mesih Kimdir?


Büyük bir şirketin yeni güvenlik görevlisi varmış. Bir gece güvenlik görevlisi dolaşıyor şirkette ve bir ses duyuyormuş. Sanki başkanın bürösünden geliyormuş. Güvenlik görevlisi yavaş yavaş yaklaşiyor ve başkanın kapısı açıkmış, içerde işik yanıyor. İçine bakıyor ve bir adam dosyaları okuyor, çekmeceleri açıyor! Güvenlik görevlisi geriliyor, hemen polisi çağrıyor, silahını çıkarıp içeri giriyor. “Dur!” diyor. “ellerini kaldırın!” Bağırmayı devam ediyor ve içerdeki adam korkuyor, ayağa kalkıyor, hiç birşey demiyor. Polis gelince adama kelepçe koyuyorlar ve onunla konuşmayı başlıyorlar. “ Ne yapıryordun burada? Buraya nasıl girdin? Kimsin sen?” Sonunda adam anlatıyor. “Ben bu şirketin başkanıyım” diyor. “Bu benim büröm zaten. Acil işim vardı ve geç saatlere kadar çalışıyordum. Herhalde bu yeni güvenlik görevlisi beni tanıyamamış, hırsız olduğumu sanmış.” Kimliği görülünce adam doğrulanmış. Gerçekten o şirketin başkanıymış. O güvenlik görevlisi çok pişman oldu. “Keşke başkanın bürösündeki adamı tanısaydım! Keşke sorsaydım!”

Kimlik çok önemli bir şey, işte! Nasıl o güvenlik görevlisi şirketin başkanı tanımış olsaydı çok farklı bir şekilde davranırdı, biz de doğru davranabilmemiz için İsa Mesih’in kimliğini tanımamız lazım.

Bugün Kutsal Kitap İsa Mesih’in hakkında ne öğrettiğine bakacağız. Önemli bir örnek olarak İsa’nın hayatından bir hikaye okuyalım. İncil’de Markos 2:1-12 şöyle diyor:


Birkaç gün sonra İsa tekrar Kefarnahuma geldiğinde, evde olduğu duyuldu.

O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu.

Bu arada Ona dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler.

Kalabalıktan Ona yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler.

İsa onların imanını görünce felçliye, ‹‹Oğlum, günahların bağışlandı›› dedi.
Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: ‹‹Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrıya küfrediyor! Tanrıdan başka kim günahları bağışlayabilir?››

Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, ‹‹Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?›› dedi.

‹‹Hangisi daha kolay, felçliye, ‹Günahların bağışlandı› demek mi, yoksa, ‹Kalk, şilteni topla, yürü› demek mi?

Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye...›› Sonra felçliye, ‹‹Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!›› dedi.

Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye...›› Sonra felçliye, ‹‹Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!›› dedi.

Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrıyı övüyorlar, ‹‹Böylesini hiç görmemiştik›› diyorlardı.

Burada felçli bir adam dört arkadaşı tarafından İsa’ya götürülüyor. Bu dört arkadaşı felçli adamı o kadar çok seviyorlar ki onu kaldırıp, yatağıyla beraber İsa’ya doğru yola çıkyorlar. Ev kalabalık olduğu için giremiyorlar, ama vaz geçmiyorlar! Çatıya çıkıp kazmaya başlıyorlar! Felçli adamı yatağıyla beraber indiriyorlar İsa’nın önünde. İsa bu adamı ve arkadaşlarını görünce neden geldiğini biliyor. Şifa bekliyorlar, İsa da ona şifa verecek. Fakat önce bu adamın diğer ihtiyaca karşılamak istiyor. Şifadan çok daha derin bir ihtiyacı var. Her insanın olduğu gibi bu adamın günahları var. İsa da onun imanını görünce felçli adamın günahlarını bağışlıyor. Ama nasıl? Sadece Tanrı günahları affedebilir. Oradaki bazı din adamlar da bunun farkındadır ve şikayet etmeye başlıyorlar. O zaman, İsa, günahların bağlışlayabildiğine kanıtlamak için, sonra bu adama şifa veriyor.

Burada görüyoruz ki İsa sadece Tanrı’nın yapabildiği şeyleri yapabilir. Tanrı’nın yetkisi İsa’da vardır.
Aynı şekilde İsa Mesih bizim günahlarımızı bağışlamak istiyor. Bize şifa vermek istiyor. Yetkisi de var. Biz de bu adamlar gibi iman edebiliriz, şifa ve bağış bulabiliriz!

Ama önce İsa’nın gerçek kimliğiyle yüzleşmemiz lazım. Kutsal Kitap’ta yüzlerce ayet İsa’nın kimliğini açıklıyor ama biz sadece bir kaç tanesine bakabiliriz.

Mesela, İsa kendi hakkında şöyle diyor:
Yuhanna 10:30
“Ben ve Baba biriz”

“Baba” zaten Tanrı demek ve burada Isa kendisi Tanrı’yla “bir”olduğunu söylüyor.

Türkiye’de çoğu insan İsa’ya saygı duyuyor, İsa Mesih’e önem göstermek istiyor. Ama saygı göstermek için İsa Mesih’in kendi sözlerine güvenmemiz lazım. Yoksa şu güvenlik görevlisi gibi olacağız, doğru bir şekilde davranamayacağız.

Belki İncil’deki İsa’nın kimliğiyle ilgili en net ayetler
Yuhanna 1:1, 14:
“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.”
“Söz insan olup aramızda yaşadı.”


Demek ki İsa Mesih Tanrı’nın yaşayan Sözüdür ve Tanrı’nın kendisidir. Sonsuzdur ve her zaman Tanrı’ydı. Mesih İsa, Tanrı’nın ebedi Sözü olarak insan oldu, aramızda yaşadı.

Mesih İsa “sıradan” bir peygamber değil. Tanrı’nın Sözüne göre İsa Mesih sadece Tanrı’nın yapabildiği şeyleri yapabilir, günahları bağışlayabilir. İsa Mesih Tanrı’nın yaşayan Sözüdür ve Tanrı’nın kendisidir.

Bazen arkadaşlarım “Ama İsa Mesih nasıl Tanrı olabilir? bir insan Tanrı olabilir mi?” diye soruyorlar. Bu soruyu anlıyorum tabii, ama biraz mantıksız. Zaten bizim inandığımız bir insanın Tanrı olması değildir. Hiçbir insan Tanrı olamaz. Ama Tanrı’nın insan olması imkansız değildir.

Tanrı herşeyi yapabilir mi? Tanrı’nın yapamadığı birşey var mı?

Tanrı fiziksel bir bedene mahkum değil. Fiziksel sınırları yok. Tanrı evreni dolduruyor. Her zaman her yerdedir. O zaman Tanrı, her yerde olurken, aynı zamanda insan şeklini alıp İsa Mesih olarak dünyaya gelemez mi?

Tanrı’nın yapamadığı birşey yoksa o zaman “İsa Mesih nasıl Tanrı olabilir?” sormak mantıksız. Daha doğru bir soru olarak, “Tanrı niye öyle bir şey yapar? Niye bir insan olup aramızda yaşar?”

Kutsal Kitap baştan sona kadar bu soruya cevap veriyor. İsa Mesih insanları kurtarmak için, bir fidye olarak kendi hayatını vermek için geldi. Kusursuz bir örnek olarak Tanrı’nın kimliğini göstermek için geldi. Tanrı’nın bize olan sevgisini kanıtlamak için geldi. Bu dünyadaki kötülüğünü yenmek için geldi.

Tanrı’nın planı her zaman öyledi.

Mesih İsa, Tanrı’nın insan şekli olarak, bizim yerimize öldü. Çarmıhta bizim cezamızı çekti. Biz günah işliyoruz, biz ölmeyi hak ediyoruz ama İsa Mesih bizi kurtarmak için mükemmel bir kurban oldu, mezara kondu ve üçünce günde dirildi. Ölümü, günahı, dünayı yendi.

İsa şöyle diyor: “Tek yol, gerçek ve yaşam Ben’im. Benim aracılığım olmadan hiç kimse Baba’ya gelemez.”

Peki, İsa’nın aracılığıyla biz nasıl Tanrı’ya gelebiliriz?

Romalılar 10:9 şöyle diyor
“Isa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın.”


Biz İsa’nın gerçek kimliğini kabul ederek, O’na iman ediyoruz. Hayatlarımızı O’na teslim ediyoruz. Bu şekilde biz de İsa’nın zaferine katılıyoruz, günahlarımız bağışlanıyor, kurtuluyoruz ve İsa’da şifa bulabiliriz.

Amin

Hayatın Amacı Nedir?


Çok sevdiğim bir televizyon dizisi vardı. Çok eğlenceli, heyecanlı bir dizi. Öyküsü de biraz karmaşık. Her hafta öyküsü ilerliyordu. İzlerken sanki aktörleri tanıyordum, sanki ben de öykünün içindeydim. Her hafta izliyordum ve hiç kaçırmamıştım. Bir gün kardeşimi çağırdım beraber izleyelim diye. Kardeşim geldi, izledi ama devamlı soru soruyordu, “kim o?”, “o adam ne yapıyor,” “onlar kimin için çalışiyor?” Kardeşim pek beğenmemişti. İlk bölümleri kaçırdığı için aktörleri tanımıyordu, olayları anlamıyordu. Onun için öykünün anlamı yoktu, dizi hiç birşeyi ifade etmiyordu onun için.

Hayat da öyle. Bizim hayat öykümüz karmaşıktır. Her gün ilerliyor. Bazen heyecanlı, bazen eğlenceli. Ama öykünün olayları anlamazsak, hayatın amacını tanımazsak hayat da anlamsız kalır, hiç bir şeyi ifade etmez. Bence birçok insan hayatın amacını tanımaz aslında. Sanki ilk bölümlerini kaçırmış gibidirler.

Peki, hayatın amacı nedir? Bu tabii çok temel bir soru. En temel soru olması lazım. Biz neden buradayız? Hayatımız bu sorunun cevabına göre yaşıyoruz. Ama tabii çoğu zaman insanların söylediği amaçla sürdükleri yaşam tarzı arasında büyük bir fark var. Acaba somut bir cevap var mı? Hayatın amacını bilebilir miyiz? Bence Tanrı bizi yarattı ve kesinlikle amacımızı bilmemizi istiyor.

Aslında Kutsal Kitap bize açıkça söylüyor.

Matta 22:34-40 şöyle diyor:

“...bir Kutsal Yasa uzmanı, İsa’yı sınamak amacıyla O’na şunu sordu: “Öğretmenim, Kutsal Yasa’da en önemli buyruk hangisi? İsa ona şu karşılığı verdi: ‘Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla sev.’ İşte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi sev.’ Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”

İşte hayatın amacı, hayatın özü buradadır. Kutsal Kitap’a göre, hayatın amacı sevgidir. Tanrı’yı sevmeliyiz, insanları sevmeliyiz.

Başka bir ifadeyle, hayatın özü arkadaşlıktır. Tanrı’yla arkadaşlık, insanlarla arkadaşlık.

Peki Tanrı’yı nasıl sevebiliriz? Sevgimizi nasıl ifade edebiliriz? Sadece kilisede değil tabii, sadece dua ederken de değil, sadece Kutsal Kitap’ı okurken de değil.

Bütün yüreğimizle, bütün canımızla, ve bütün aklımızla sevmeliyiz. Yani bütün hayatımızla seviyoruz Tanrı’yı. Her yaptığımız şey, her düşüncemiz, her isteğimiz Tanrı’yı sevmek için olmalıdır. Bütün hayatımız Tanrı’yı yüceltiyor. İlişkilerimiz, İşlerimiz, Hayallerimiz. Sanki Tanrı’ya doğru yürümeye karar veriyoruz ve bu yolculukta birçok şey yapabiliriz ama sonuçta herşey Tanrı’ya yönelik bir şekilde yaparız.

Tanrı bizimle bir ilişki kurmak için yarattı bizi. Onu tanımamızı istiyor. Onu sevmemizi istiyor. Ve Tanrı bizi seviyor.

1 Yuhanna 4:16 ve 19 şöyle diyor:
16) Tanrının bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı’da yaşar, Tanrı da onda yaşar. 19) Bizse seviyoruz çünkü once o bizi sevdi.

Hayatın amacı Tanrı’yı sevmek. Boşuna sevmiyoruz! Önce O bizi sevdi!

Maalesef birçok kişi Tanrı’nın sevgisini reddedip, “birşeyleri edinmek” için yaşıyorlar. Belki para için yaşıyorlar. Zengin olmayabilirler, ve paranın çok önemli olduğunu söyleyemeyebilirler ama bu hayatlarından belli oluyor. Para en önemli hedeftir.

Bazıları da ün ve şohret için yaşıyorlar. Hayatın amacı önemli olmak, diğer insanlar tarafından tanınmak.

Bazıları da güç ve yetki için yaşıyorlar. Onlar için en önemli hedef insanları kontrol edebilmek, hiç kimsenin altında kalmamak.

Ve daha pratik olarak en yaygın hayat amacı belki de iyi hissetmektir. Belki bu şekilde ifade etmezler ama her şeyi sadece kendi istekleri tamamlamak için yapan çok. Hepimiz böyle denetleniyoruz çünkü herkes iyi hissetmek ister. Ve daha önemli daha yüce bir amacımız yoksa mecburen bizim “iyi hissetme içgüdümüz” bizi yönlendirecek. Ama başka bir içgüdümüz daha var. İçimizde Tanrı’dan gelen bir vicdan var. Daha önemli, daha yüce bir amaç için yaratıldığımızın büyük bir kanıtı bu. Bazen iyi hissetmek bizi kötü hissettiriyor! Biz Tanrı’yı ve insanları sevmek için yaratıldık.

Şimdi para, ün, veya güç için yaşarsak kesinlikle hayal kırıklığı yaşayacağız. Başarılı olmayınca Tanrı’yı suçlayabiliriz, depresyona gireriz. Başarılı olursak bu amaçlarda da ruhumuz tatmin olmaz. Biz bunlar için yaratılmadık.

İyi hissetmek için yaşarsak kesinlikle hayal kırıklığını yaşayacağız, Çünkü bazen iyi hissetmiyoruz! Bu çok tehlikeli çünkü birçok insan Tanrı’nın görevinin bizi bereketlemek, iyi hissetirmek olduğuna inanıyor. Tanrı da her zaman iyi hissetmemizi istemeyebilir. Hayatta bazı dersler ancak acı aracılığıyla öğrenilebilir.

Hayat hikayemde, ana aktör ben değilim, hayatımın ana aktörü Tanrı’dır. Hayatım Tanrı için verildi ve ilk olarak O’nun için yaşamalıyım. Bunu bilince bizim hayat öykümüzün anlamı var. Bu öykü benim için yazılmadı, Tanrı için yazıldı. En önemli rol de benim değil, Tanrı’nın. Hayatımızı kendimizi yüceltmek için yaşarsak, boşuna yaşamış oluruz. Ama Tanrı’yı yüceltmek için yaşarsak, hayatımızın merkezinde Tanrı’yı görürsek, o zaman hayatımızın sonsuz bir anlamı olur, ve o anlamı görmeye başlayabiliriz.

Kutsal Kitap doğru, güvenilir olduğuna göre, birçok kişinin fikirlerine rağmen, hayat bir sinav degil. Biz Tanrı’yı sevmek ve insanları sevmek için yaşıyoruz. O öldükten sonra başlamıyor. Şimdi başlıyor ve sonsuza dek devam edecek. Tanrı şimdi seviyor bizi. Şimdi bizimle olmak istiyor. Hayat bir sinav değil. Hayat sonsuz bir arkadaşlıktır.

Ve tabii Tanrı insanlarla da, sevgi, arkadaşlık içerisinde yaşamamızı istiyor.

‘Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla sev.’ İşte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi sev.’ Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”

Hayatımızın amacı hem Tanrı’yı sevmek, hem de insanları sevmektir. Tanrı birbirimizi sevmemizi istiyor, ve bu şekilde Tanrı yüceltiliyor.

İnsanları sevmek kolay değil aslında. Yani yüreğimizde olumlu bir duygu hissedebiliriz, ama sevgi sadece bir duygu değil. Gerçek sevgi bir karardır. Başkalarının istekleri ve ihtiyaçlarını kendimizinkilerden üstünde tutmak demektir. Maalesef kültürümüzde sevgi sadece bir duygu olarak tanımlıyor. Yani içinde hoş bir his varsa, yaptıkların önemli değil. Ve bu şekilde sevgi gidip gelebilir bir gün seviyoruz bir gün sevmiyoruz... sanki elimizde değilmiş gibi. Ama gerçek sevgi sabittir. Tabii hiçbir zaman kusursuz bir şekilde sevemeyeceğiz, ama her zaman sevmeye kararlı olmalıyız.

Tanrı’nın bu dünya için isteği budur.

İsa, çarmıha gerilmeden önce şöyle dua etti:
“...bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin... tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın."

İşte Tanrı’nın sevgisini anlayalım. Tanrı’yı sevelim, İnsanları sevelim. Hayatımızın amacı olarak sevmeye kararlı olalım.

Amin.

Kutsal Kitap Nedir?


Geçen gün Ankara’nın Yüksel Caddesine yürüyordum. Orada her türlü yaşam tarzı, felsefe, ve düşünce görülebilir. Siyasi gazete satılıyor. Kurumlar, sendikalar protesto ediyorlar. Bazı gruplar kitapçık dağıtıyor. Her düşünce dikkatimize çekmeyi çalışıyor. Sanki her gün manevi bir dört yolda bulunuyoruz. Ama hangi yoldan yürümeliyiz? Önümüzdeki yolları nasıl değerlendirebiliriz?

Kutsal Kitap şöyle diyor:
“Yol kavşaklarında dürüp bakın. Eski yolları sorun. İyi yol nerede, öğrenin. O yolda yürüyün. Canlarınız rahata kavuşur.”

Kutsal Kitap bu denenmiş yolu, bu iyi yolu gösteriyor bize. Onun için bugün Kutsal Kitap hakkında konuşacağız.

Kutsal Kitap Nedir? İncil nedir?
Hıristiyanların inandığı kitap kendi hakkında ne söylüyor?
Kutsal Kitap’ı nasıl kullanılıyor? Amacı nedir?

Bugün bu soruları cevaplamak istiyorum. Kutsal Kitap mükemmel bir Kitap’tır
okumaya değer. Malesef, bazen komşularımızın kullandığımız Kitap hakkında fazla bilgileri yok. Hıristiyan toplumu anlamak için öncelikle Kutsal Kitap’ı biraz anlayabilmek gerekiyor.

Ülkemizdeki insanların inancına göre Allah Cebrail aracılığıyla peygamberlere kitapları indirdi, mesela Musa’ya Tevratı indirdi, sonra Davut’a Zebur’u indirdi ve İsa’ya İncil’i indirdi.

Hıristiyanlar olarak bizim Kitap’la ilgili inancımız çok farklı ama. Kullandığımız Kutsal Kitap bir peygambere indirilmedi. Tanrı 66 tane yazarı kullandı. Ve kısa bir dönem içerisinde değil. Kutsal Kitap yaklaşık 1.500 sene boyunca Tanrı tarafından esinlendi. Kutsal Kitap’ın son parçaları birinci yüzyılda yazıldı. Yani yaklaşık 2000 sene once.

Kutsal Kitap’ın iki ana bölümü var. Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma. Eski Antlaşma İsa’dan önce gelen kitaplardır. Eski Antlaşma’da 39 tane kitap var. Bunlara Musa’nın ve Davut’un kitaplar dahil. Bunun için, bazen, bunlara Tevrat ve Zebur diyoruz, ama bu kitaplar Müslümanlar’ın inandığı kitaplardan farklıdır. Eski Antlaşma’nın çoğu İbranice’de yazıldı. Küçük bir kısmı da Aramicede. Aramice bugünkü Süriyanilerin kullandığı dile yakındır.

Yeni Antlaşma ise, İsa’dan sonraki gelen kitaplar demek. Yeni Antlaşma’da 27 tane kitap var. Bunlara İsa’nın hayatı anlatan kitaplar dahil. Bazen bunlara “İncil” diyoruz. Yeni Antlaşma Grekçede, yani eski Yunanca’da yazıldı.

Tabii bugün Kutsal Kitap binlerce dilde okunabilir. Türkçe dahil.

Kutsal Kitap’ın yapısı hakkında söyleyecek daha çok şeyimiz var. Ama önce Kutsal Kitap’ı açalım içinde kendi hakkında ne yazdığına bakalım.

2. Timoteos 3:16 şöyle diyor:
“Kutsal Yazıların tümü Tanrı esinidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır.”

Yani Kutsal Kitap’ın kaynağı Tanrı’dır. Tanrı Kutsal Kitap’ın yazarlarını kullandı. Onları zorla yazdırmadı, ve iradelerini silmedi. Tanrı’nın tarzı değıl bu. Tanrı bu yazarların tecrübelerini, gördüklerini, yaşadıklarını kullanarak onlara esin verdi.

Mesih İsa bir Kitap getirmek için gelmedi. Bir peygamber Tanrı’nın sözünü getirir, ama İsa Tanrı’nın sözünün kendisidir. Yani Tanrı insanlarla iletişim kurmak istediğinde, kendini göstermek istediğinde sadece bir peygamber göndermedi. Bir Kitap da yetmedi. İsa Tanrı’nın yaşayan sözü olarak aramızda yaşadı.

Yani İsa Mesih hiç bir zaman bir kitap yazmadı, kitap getirmedi. İsa dirildikten sonra Tanrı İsa’nın öğrencilerini kullanarak Yeni Antlaşmayı esinledi. İncil’in ilk dört bölümü, Matta, Markos, Luka, ve Yuhanna, İsa’nın hayatını anlatıyor. Hepsi Tanrı’nın eseridir. Tanrı bu dört adamın yaşadıklarını, gördüklerini kullanarak bu kitapları oluşturdu.

Tanrı o kadar mükemmel ki bir insanın iradesini silmek istemiyor. Zorla üzerine düşüp yazdırmaz, ama bizi içten değiştirip insanları daha kapsamlı bir şekilde kullanıyor.

Ve tabii İncil hiç bir zaman değiştirilmedi. Tanrı zaten böyle bir şeye izin vermez. Bizzat başka bir programda özellikle Kutsal Kitap’ın değişmezliğinden bahsedeceğiz. İncilde yazıldığı gibi:

Luka 21:33 şöyle diyor:
“Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

Tanrı kendi sözüne koruyor tabii. Yoksa nasıl güvenebilirdik Tanrı’ya?

Burada büyük bir mucize görebiliriz aslında. Kutsal Kitap’ımızda 66 tane kitap var, 40’tan fazla yazar kullanıldı, 1.500 senelik bir süre içinde getirildi ve içinde bozulmayan, kusursuz bir şekilde devam eden bir mesaj var.


Peki, Kutsal Kitap ne diyor? Böyle özetleyebiliriz:

Mükemmel Tanrımız bizimle kişisel bir ilişki kurmak için insanları yarattı. Bize özgür irade verdi. Maalesef, insanlar günah işlemeyi seçti, seçmeye devam ediyoruz. Günah’ın ücreti Cehennemdir. Ama Tanrı Cehennem’e gitmemizi istemedi. Tanrımız adil bir yargıçtır. Bunun için günahlarımızı, suçlarımızı unutup silemez. Tanrı İsa Mesih’i gönderdi. İsa günahsız olduğu için, kusursuz bir Kurban olarak, bir fidye olarak bizim yerimize öldü. Başlangıçtan beri Tanrı’nın planı buydu. İsa Mesih öldü ama 3 gün sonra ölümden dirildi. Tanrı, İsa’nın aracılığıyla bize bir kurtuluş yolu sağladı. İsa’ya iman ederek, Tanrı’ya hayatlarımızı teslim ederek, İsa’yı günahlarımız için ölen kurban olarak ediyoruz ve sonsuz yaşama kavuşuyoruz.

Şimdi Kutsal Kitap’ın amacı nedir? Nasıl kullanılmalı?

Koloseliler 3:16 şöyle diyor: “Mesihin sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrıya nağmeler yükseltin.”

Kutsal Kitap güvenilir bir el kitabıdır. Yani sadece okumak için veye ezberlemek için değildir. Anlamalıyız. Uygulamalıyız. Söz içimizde yaşasın, birbirimizi hizmet etmek için onu hazmedelim. Kutsal Kitap hayatlarımıza şekil versin.
Bir çömlekçi düşünün. Çamur parçasını alıp işliyor, işliyor, işliyor. Yavaş yavaş o çamur parçası şekil alıyor. Yavaş Yavaş yararlı olmayı başlıyor.


Aynı şekilde Kutsal Kitap sadece bilgimizi arttırmak için değil, hatalarımızı değiştirmek için geldi. Okuyarak, anlayarak, uygulayarak, yaşayarak Kutsal Kitap yavaş yavaş hayatlarımıza şekil verir.

Demek ki Kutsal Kitap’ı okurken gazete gibi okumuyoruz. Gazeteler sadece ne olup bittiğini bilmek içindir. Bir kere okuyup atarız.

Aynı zamanda okuyup, ezberleyip uygulamazsak Kutsal Kitap’ın bize bir faydası olmaz. Kutsal Kitap’ın amacı hayatlarımızı değiştirmektir. Öyle ki Tanrı’yı sadık bir şekilde izleyelim. İlk okuduğumuz ayette yazıldığı gibi:

“Yol kavşaklarında dürüp bakın. Eski yolları sorun. İyi yol nerede, öğrenin. O yolda yürüyün. Canlarınız rahata kavuşur.”

Kutsal Kitap’ı uygulayarak, Tanrı yolunda yürüyerek canlarımız rahata kavuşsun!
Amin.


Tanrı Nasıl?

Tanrı nasıl?

Acaba bu soruya cevap verebilir miyiz?
Tanrı büyük diyoruz, ama ne kadar büyük? Ve nereden biliyoruz?
Tanrı kutsal diyoruz, ama kutsal ne demek?
Tanrı kadir diyoruz, ama gücünü nasıl kullanıyor?
Ve Kutsal Kitap’a göre, Tanrı sevgidir. Bu sevgi bizim için ne anlama gelir?

Bazen Tanrı hakkında konuşuyorum, heyecanla anlatıyorum, ama karşımdaki vatandaş “eeee?” diyor “bana ne” diye ifade ediyor. Ama onların ınandıkları Tanrı çok küçükmüş. Dine bağlı ve batıl inançlara bağlı bir Tanrı düşünüyorlar. Ben küçük bir Tanrı istemiyorum. Gerçek Tanrı o kadar mükemmel ki, onun hakkında düşününce, başımızın dönmesi gerek, dizlerimiz biraz titremeli!

1. Evet Tanrı büyük diyoruz. Aslında, Tanrı sınırsızdır.

Tanrı’ın sınırları yok. Yani, Tanrı o kadar büyük ki evreni dolduruyor, ve evrene sığmaz!
Bunu tam olarak kavramak imkansiz.

Süleyman, tapınağı Tanrı’ya adarken şöyle dua ediyor:
“Tanrı gerçekten yeryüzünde insanlar arasında yaşar mı? Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın. Benim yaptığım bu tapınak ne ki?”

Tanrı göklere bile sığmaz. Dediğim gibi, kısıtlı zihinlerimiz bunu kavrayamaz, ama yine de bir örnek verelim:


Bir portakal düşün. Bu oda içine kaç tane portakal sığar acaba. Tamamen doldurursak, binlerce portakal gerekir. Onu düşünebiliyor musunuz? Portakal atıyorsunuz, atıyorsunuz, yavaşca odanız dolar.

Şimdi dünya’ya kaç portakal sığar acaba? Gezegenimizin içi boş olsaydı, içine kaç tane portakal sığardı? Milyarlarca portakal atarsınız ve yine dolmaz.

Ve bu gezegen ne ki? Küçük birşey aslında. Bu gezegen güneşin içine bir milyon kere sığabilir mesela. ... yani epey portakal gider... Ama güneş ne ki? Küçük bir yıldız aslında. Güneş bazı yıldızların içine binlerce kere sığabilir. Portakalları sayıyor musunuz şimdi?

Sadece bizim güneş sistemimizde 100 milyar yıldız var, evrende de milyarlarca güneş sistemi var...

...ve hepsi Tanrı’ın tırnağına sığar. Tabii Tanrı fiziksel bir bedene mahkum değil. Tanrı büyük. Sınırları, sınırlar yok. Evreni yarattı, bizi de yaratıyor ve Kocaman Tanrıımız kendini isteyenlerin yüreklerine sığdırıyor. Tanrı büyük, ama uzak değil. Bizim içimizde yaşıyor.

2. Tanrı da kutsaldır. Ama kutsal ne demek?


Kutsal çok dini bir kelime’ye benziyor. Gerçek anlamda, kutsal bir şey için, “ayrılmış” ve “temiz” demek. Tanrı kutsal derken, Tanrı tamamen temiz demek istiyoruz. Kötülükten uzak, her iyiliği kapsıyor demek.
Tanrı o kadar temiz, o kadar iyi ki, kendi çabalarımızla biz hiç bir zaman ona yaklaşamayız.

Mesela, Yeşaya Peygamber’in gördüğü görümde Tanrı’ın tahtı üzerinde melekler duruyordu. Yeşaya 6:2- 3 diyor ki “her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de ucuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: “Her Şeye Egemen RAB Kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor. “

Tanrı o kadar kutsal ki, melekler bile onunla yüzyüze görüşemezler, yüzlerini, ayaklarını bile örtüyorlar. Bu meleklerin görevi Tanrı’ın kutsallığı ilan etmek.

Günah kutsallığın tersidir. Tanrı da kutsal olduğu için günah onun huzuruna giremez. Tanrı bizi seviyor ama günahtan nefret ediyor.

Bir bardak su düşünün. Kendinize bir bardak su koydunuz, içeceksiniz, ama içmeden önce yanınıza geliyorum suyun içine biraz çamur döküyorum. O suyu içer misiniz şimdi, yoksa döküp temiz bir bardak su mı tercih edersiniz? Çamur nasıl suyu kirletirse, günah da insanı kirletir.

Tanrı da bizim kutsal olmamızı istiyor.
1 Petrus 1:15 diyor, “Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun.”

3. Evet, Tanrı büyük, Tanrı kutsal, ve Tanrı kadirdir.


Güçlü bir Tanrımız var, ama gücünü nasıl kullanıyor?

Aslında, Tanrı herşeyi yapabilir. Herşeyi.

Küçükken annemle tartışırdım. “Ya anne” derdim, “kim daha güçlü, Tanrı mı, Superman mı?”
... “Ama anne, Superman gökdelenleri kaldırabilir...hem de tek parmağıyla! Tanrı bunu yapabilir mi?”

İşte güçlü bir Tanrı’ya tapınıyoruz. Ve onun gücü sadece soyut bir şey değil. Somut örneklerimiz var. Tanrı gücünü gösteriyor.

Mesela, bu sabah güneş doğdu mu? Tanrı o güneşi kaldırdı. Gezegenimizi çevirdi, çeviriyor yine, güneş gökte görünsün diye.

Eyüp 38:8-12 bu gücü anlatıyor. “Denizin ardından kapıları kim kapadı, Ana rahminden fışkırdığı zaman; Ona bulutları giysi, Koyu karanlığı kundak yaptığım, sınırını koyduğum, Kapılarıyla sürgülerini yerleştirdiğim, ‘Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin, gururlu dalgaların şurada duracak dediğim zaman?”

İşte, Tanrı dünyayı yarattı ve dünyaya bakıyor.

Bizim Tanrıımız moleküllerimizi bir arada tutuyor. Yoksa hooop diye yok olurduk. Yerçekimi niye çalışıyor? Tanrı fiziksel kuralları kurduğu için. İşte Tanrı sizi tutuyor, yoksa uiiii diye, uzaya kadar uçardınız!

Bundan daha mücizevi olarak, kadir olan Tanrımız hayatlarımızı değıştiriyor. Yüreklerimize şifa veriyor. Kendini gösteriyor bize. Ona güvenebilirsiniz. Tanrı sizi değiştirebilir. Yüreğinize sevgi koyabilir. Şifa verebilir. Tanrı güçlüdür.

4. Tabii Kutsal Kitap’a göre, Tanrı sadece büyük, kutsal, güçlü değil. Tanrı sevgidir.

Tanrı ile kişisel bir ilişki içinde yaşamak için yaratıldık. Mükemmel Tanrımız uzaktan bakmıyor bize. Bizimle beraber yaşamak istiyor. Bizim O’nu tanımamızı istiyor.
Tanrı sizi seviyor!
Buna inanıyor musunuz? Muhtemelen daha önce duymuşsunuz bunu... ama gerçekten inanıyor musunuz? Hiç kimse yokken... evde tek başına olduğunuz zaman... “Evet, Tanrı beni seviyor. Tanrı... beni.... seviyor.” İnanılmaz birşey bu. Tanrı özellikle sizi seviyor.
Tanrı’ın sevgisi kaçınılamaz.
İyi olduğumuz için sevmiyor bizi. Sadece iyi olduğumuz zamanlarda da sevmiyor bizi. Hep sevdi. Hak etmediğimiz zamanlarda da seviyor. Zaten hiç hak etmiyoruz! Bu sevgiye ihtiyacımız var. Evet sizin de ihtiyacınız var.
Bu inanmaz sevgi, bu dünyaya yaratmış olan sevgi bizim üzerimize düşüyor.
Bu demek ki Tanrı sizden vazgeçmez. Hatalar, günahlar işlesek bile, Tanrı bizi istiyor.
Bunun için, bizim de sevmemiz lazım.
1 Yuhanna 4:7-8 diyor, “Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı’dandır. Seven herkes Tanrı’dan doğmuştur ve Tanrı’yı tanır. Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir.”

Başlangıçta “Tanrı nasıldır?” diye sormuştuk. İşte, Tanrı büyük, Tanrı kutsal, Tanrı güçlü, ve Tanrı sevgidir. Tabii söylecek çok daha şey var, ve Onunla yaşayarak, yürüyerek tanımaya devam ediyoruz.


Amin.